Biri Parçalandı, Diğeri Parçaladı: İngiltere Tahtının İki Kral Charles’ı

Mustafa Armağan
Mustafa Armağan

平成 25 年 は 西暦 何 年 今年は西暦何年今年は令和何年和暦西暦早見表 イーアイデム和暦西暦早見表 平成24年 2012年 平成25年 2013年 平成26年 明治元年 1905年 昭和14年 1976年 昭和51年 2013年 平成25年 2038年 令和20年 2063年 令和 和暦西暦 早見表明治大正 昭和 2025 令和2年 2025 いま当時何歳 高精度計算サイト Keisan CASIO産休と育休の休業期間の計算 1980年代 第25~43作 令和7年 厄年表 鹽竈神社令和7年 厄年歳祝一覧表 令和7年 改元前の表記 改元後の表記 2025 32 2 平成 ⻄暦年 hitomenotescom平成25年は西暦何年 2025 年 です この年は 12年前平年閏年ではない干支十二支は巳 年前年後は今年~対象年の元旦までの期間です 2023年 平成35年 令和5年 2025 年 平成36年 令和6年 1986年 平成2年 1990年 平成12年 2000年 昭和62年 1987年 22年前 2002年 平成14年 23年前 2001年 平成13年 24年前 国会の予算などで使う平成25年度とは西暦でいうと何年何月何ベストアンサー 平成25年度は2013年4月1日から2014年3月31日までです 毎年の会計年度は4月1日に始まり 翌年の3月31日で終わります 質問者 年代別の写真|地理院地図の使い方電子国土基本図オルソ画像森林国有林の空中写真簡易空中写真を撮影年度ごとにまとめたものです 1987年~1990年 Epstein Adası skandalları bitmek bilmiyor. Küçük kız ve erkek çocuklarının bu adaya götürüldüğü, burada yalnızca cinsel istismara değil, kimi zaman “satanik” ayinlere de alet edildikleri yazılıp çiziliyor. Bugün bize şoke edici gelen bu iddialar, aslında Avrupa kültürünün canlı ya da ölü insan bedeniyle kurduğu sorunlu ilişkinin modern bir uzantısından başka bir şey değildir. Zira Avrupa tarihinde, 19. yüzyıla kadar sürmüş ve üstü özenle örtülmüş bir yamyamlık geleneği vardır.

Aşağıda kendisinden söz edeceğimiz Durham Üniversitesi öğretim üyesi Richard Sugg’un tespiti, meseleyi bütün çıplaklığıyla ortaya koyar aslında:

“Yamyamlığın Afrika veya Avustralya yerlilerine mahsus bir durum olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Gerçek yamyamlar Avrupa’dadır.”

İngiltere Kraliyet Ailesi, bize “üzerinde güneş batmayan” Britanya’nın bir süper güce dönüşme hikâyesi çerçevesinde neredeyse pirüpak bir anlatı olarak sunulur. Bu çarpık çerçeve Avrupa/Batı tarihini gelişmişlik, ilerleme, refah, bilim ve sanayi devrimi gibi daima olumlu sıfatlarla takdim etme gayretkeşliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Oysa bu tek yanlı hikâyenin bir de karanlık yüzü vardır.

17. yüzyılda İngiltere krallarından birinin başı kesilmiş, kanına bezler batırılmış ve ardından cesedi parça parça edilmiştir; diğer kral ise bu defa insan eti, kanı, yağı ve kafatası tozundan damıtılan ilaçlara merak salmış, bunları hem imal etmiş hem de şifa niyetiyle bizzat tüketmiştir.

Bunlar Britanya tahtının sahipleri Kral Charles’ların birincisi ve ikincisinin hikâyesidir.

Ne yazık ki tarih tam bu noktada suskundur. Ve bu suskunluk tesadüfî değildir. Zira modern Batı anlatısı, ilerleme fikrini pürüzsüz ve kesintisiz bir çizgi hâlinde sunabilmek için bu tür menfi sahneleri ya görmezden gelmiş ya da “dönemin şartları” bahanesiyle etkisizleştirmiştir.

Bu meseleye tarihî bir zemin kazandıran çalışmalardan biri, Richard Sugg’un 2011 yılında Routledge Yayınevi’nden çıkan ve Türkçeye Mumyalar, Vampirler ve Yamyamlar adıyla çevrilen sarsıcı kitabıdır. Sugg, bugün bize “iğrenç” veya “akıl almaz” görünen pek çok uygulamanın, 16.-18. yüzyıllarda Avrupa’da bilimsel ilerleme, deneysel merak ve şifa arayışı adına makul, hatta erdemli kabul edildiğini gösterir. İnsan cesedinden elde edilen kan, yağ ve diğer maddelerin ilaç olarak tüketilmesi —Sugg’un kavramsallaştırmasıyla ceset ilacı— dönemin entelektüel ve siyasî elitleri arasında yaygındı. Kral II. Charles da bu pratiğin yalnızca hamisi değil, bizzat uygulayıcısıydı.

1649 yılında Kral I. Charles’ın başının kılıçla kesilmesi erken modern Avrupa’da sıra dışı bir olaydır. İdamdan sonra halkın kralın kanına bez batırması, bu kan izlerini kıskançlıkla saklaması ve bilahare şifa niyetiyle kullanması modern zihne “hurafe” gibi görünebilir. Oysa bu davranış, kral cesedinin ölse bile kudretini yitirmediğine dair derin bir inancın tezahürüdür. Kral ölmüş olabilir fakat kanı hâlâ “iş görmektedir”.

İroni şuradadır: Baba Charles’ın cesedi, ölümünü müteakip “medenî İngiliz halkı” tarafından yolunup parçalanırken oğul Charles, ceset parçalamayı ve cesetten elde edilen maddelerle ilaç üretmeyi bizzat iktidarının bir parçası hâline getirmiştir. Kral II. Charles’ın saltanatında cesetlerden elde edilen kan, yağ, kemik, saç, kalp, akciğer parçaları ve kafatası tozu artık tabu değil, “ilerici bilimin” meşru tedavi araçlarıdır.

Sugg’un da gösterdiği üzere Kral II. Charles bu uygulamalara göz yummakla kalmamış, kollarını sıvayıp işin içine girmiştir. Saraydaki kimya laboratuvarında akıldâneleriyle birlikte en başta kendi hastalıklarını tedavi etmek amacıyla cesetlerden ilaç hazırlamaya kalkışması bunun açık delilidir.

Tabloyu daha da sarsıcı kılan ise devlet adamı Samuel Pepys’in günlüklerinde aktardığı o korkunç rivayettir. Pepys’e göre Kral II. Charles, Ocak 1663’te saray çevresinden bir kadından ölü doğan bir bebeğin cesedini bir süre dolabında muhafaza etmiş, ardından onu kadavra olarak parçalamıştır. Rivayetin tarihî kesinliği tartışmalı olabilir; ancak asıl dikkat çekici olan, Pepys ve çağdaşlarının bu hikâyeyi mümkün ve inandırıcı bulmuş olmalarıdır.

Kral I. Charles yalnızca krallığını değil, bedenini de kaybetmişti. Kral II. Charles ise —babasının feci ölümünden ilham alıp almadığı bilinmez— cesetlerden tıbbî olarak faydalanmanın yollarını aramıştı.

Avrupa tarihinin kirli sicili bir gün hakkıyla yazılacak olursa, bu notun orada yeri olacaktır.