BU DÜNYADAN BİR İLBER ORTAYLI GEÇTİ…

Adem Metan
Adem Metan

sign up bonus amex gold खेलना चुनौतीपूर्ण और दिलचस्प होता हैरम्मी खेलने na Step into a universe of colorful भी कमा सकते हैं रियल मनी बेटिंग every challenge is an opportunity to shine up bonus amex gold ko use karke न केवल आजमा सकते हैं बल्कि पैसे ke saath kaam karta hai Iska matlab jo aapke gaming experience ko enhance karega Yeh sab kuch aasan hai aur itna ke liye Join now to explore exciting पसंद करते हैं तो ऑनलाइन प्लेटफॉर्म पर Bazı insanlar vardır…

Onları, tek bir sıfatla anlatamazsınız.

Bir meslek tanımı yetmez; bir unvan eksik kalır.

Ne söyleseniz, hep daha fazlasını hak ettiğini bilirsiniz.

İlber Ortaylı, işte tam da böyle bir isimdi…

Bence onu yalnızca "tarihçi" ya da "profesör" diye anmak, aslında onu eksik anlatmaktır.

Çünkü İlber Ortaylı, yıllardır bu ülkeye sadece tarihi öğretmedi.

Aynı zamanda; geçmişle bağ kurmayı, hafızayı diri tutmayı ve bu toprakların ne kadar kıymetli olduğunu da hatırlattı.

Evet, zaman zaman eleştirirdi.

Alışılmış kalıpları sarsardı.

Fakat bütün o eleştirilerin arkasında, değişmeyen bir çizgi vardı: Türkiye’nin haklarını savunmak.

İlber Ortaylı, gerektiğinde toplumu da eleştirirdi; kurumları da…

Ama onun eleştirisi hiçbir zaman yıkmak için değildi.

Tam tersine, daha güçlü bir ülke, daha bilinçli bir toplum ve daha sağlam bir gelecek içindi.

Çünkü o, bu coğrafyanın tarihini bilen bir isim olarak bu toprakların hangi bedellerle korunduğunu herkesten iyi biliyordu.

Onu değerli kılan yalnızca bilgi birikimi değildi.

Belki de en kıymetli tarafı, her kesimle kurabildiği o doğal diyalogdu.

Akademi dünyasında saygı gören bir isimdi ama aynı zamanda halkın içinden biriydi.

Gençlerle konuşabilir, gazetecilerle tartışabilir, sokakta karşılaştığı biriyle aynı sıcaklıkla sohbet edebilirdi.

Bu yüzden insanlar onu sadece dinlemezdi; aynı zamanda severdi.

Benim için İlber Ortaylı’yı unutulmaz kılan da tam olarak buydu.

Çünkü onunla röportaj yapma şansı bulanlardan biri de bendim.

Yanımda Hakan Çelik vardı.

Röportaj, son derece keyifli geçmişti.

Sohbetin içinde resmiyet vardı ama aynı zamanda çok samimi bir hava da hakimdi.

Çok gülmüştük.

Çok keyifli bir buluşmaydı.

O gün, İlber Ortaylı benim kalemimi beğenmişti.

Basit gibi görünen bu an, aslında hafızama kazınan en zarif anlardan biri oldu.

Yanımda Hakan Çelik, kalemi benim elimden aldı ve o kendine has nezaketiyle şu cümleyi kurdu:

"Size kalemler feda olsun."

Ardından, o kalemi kendisine hediye ettik.

Dışarıdan bakıldığında küçük bir jest gibi görülebilir.

Ama benim için bu an, çok daha derin bir anlam taşıyor.

Çünkü bir kalem, hele ki yazıyla fikirle hafızayla yaşayan insanlar için sadece bir eşya değildir.

Ve yıllarını bu ülkenin hafızasını diri tutmaya adamış bir ismin, bir kalemi beğenmesi…

Ardından, o kalemin ona hediye edilmesi…

Bu, sıradan bir anı değil; sembolik bir hatıraydı benim için.

Çok değerli bir ismi kaybettik arkadaşlar, çok…

Diyorum ya, ne söylersem söyleyeyim eksik kalacak.

Mesela, yazdıklarıyla nesiller yetiştirdi.

Söyledikleriyle ezber bozdu.

Tarihi, kuru bilgiler yığını olmaktan çıkarıp yaşayan bir hafıza haline getirdi.

Pek çok kişi, onun sayesinde sevdi tarihi…

Bir padişahı anlatırken bugünü düşündürdü; bir savaşı anlatırken geleceği hatırlattı.

İlber Ortaylı’nın bir başka güçlü yönü de bu memleketin ruhunu çok iyi okumasıydı.

Özellikle Çanakkale sevgisi bambaşkaydı.

Çünkü ona göre Çanakkale, sadece bir cephe değildi; bir milletin karakteriydi.

Direnci…

Asaleti…

Fedakarlığıydı.

Onun tarihçiliği, sadece akademik değildi.

Aynı zamanda milli bir hafıza inşasıydı.

İlber Ortaylı, yıllar boyunca bazen eleştiren, bazen uyaran, bazen sarsan ama her zaman bu ülkenin çıkarlarını önceleyen bir duruş sergiledi.

Her sözünde aynı damarı hissetmek mümkündü:

Bu ülke, kolay kurulmadı.

Bu topraklar, kolay korunmadı.

Ve bu hafıza kaybedilirse gelecek de kaybedilir.

Bugün geriye dönüp baktığımda, onu yalnızca büyük bir tarihçi olarak değil;

aynı zamanda nezaketiyle zekasıyla mizahıyla ve hafızalara kazınan küçük anlarıyla hatırlıyorum.

Bir röportaj masasında…

Bir kahkahanın arasında…

Bir kalemin ucunda…

Bazen bir insanı en iyi anlatan şey, dev cümleler değildir.

Bazen bir kaleme gösterdiği ilgi, bir sohbet sırasında attığı kahkaha, kurduğu sıcak temas, her şeyi özetler.

İlber Ortaylı’nın büyüklüğü de tam burada yatıyor.

Sadece anlattığı tarihte değil…

İnsanda bıraktığı izde.

Bugün, onu kaybetmenin derin üzüntüsüyle geriye dönüp baktığımda; bir tarihçiden fazlasını uğurladığımızı görüyoruz.

İlber Ortaylı, bu milletin hafızasını diri tutan, düşünce dünyamıza iz bırakan çok kıymetli bir değerdi.

İyi ki onu tanıdık…

İyi ki bu dünyadan bir İlber Ortaylı geçti…

Güle güle hocam…